ÇOCUK EĞİTİMİNDE TOPLUMUN GÖREVLERİ

Çocuklar dünyamızı aydınlatan, yaşama sevincimize vesile olan, gönüllerimizin neşesi, yarınlarımızın umudu ve üzerlerinde mesuliyetlerimiz olan varlıklardır. Dün biz çocuktuk, evvelsi gün babalarımız çocuktu. Bugün ise yarının babaları bizim çocuklarımız. Dün bizim babalarımız bizim için ne yaptılarsa bugün onun karşılığını aldılar. Bugün çocuklarımız için biz ne yaparsak yarın dünya ve ahirette de onun karşılığını alacağız. Bu değişmez nizam, ta Adem (a.s)’dan başlayıp, kıyamete dek devam edecek.

İşte bu noktada düşünmeliyiz. Bize bu kadar sorumluluklar yükleyen çocuklarımız için neler yapalım da bu sorumluluktan kurtulalım ve dünya ahiret saadetimizi kazanalım?

Bu sorumuzun cevaplarının en başında çocuklarımıza vereceğimiz eğitim gelmektedir. Çocuklarımıza acaba nasıl bir eğitim verelim ki vazifemizi yapmış olalım? Çocuklarımızı nasıl eğitelim ki eşkıya yerine evliya ruhlu insanlar olsunlar? Onlara nasıl bir yol gösterelim ki vurguncu, rüşvetçi, hortumcu olmasınlar; ırza ve namusa saygı göstersinler, helali haramı bilsinler. Allah, Peygamber, din konusunda hassas ve duyarlı olsunlar.

Ta ki çocuk toplum içinde güzel davranış, güzel alışkanlık ölçüleri ile en hayırlı unsur olsun; dengeli, akıllı, bilerek tasarrufa ehliyetli olarak hayata atılsınlar.

İnsan sosyal bir varlık olarak, toplum halinde yaşamak zorunda bulunduğuna göre çocuk eğitiminde de bireysel seviyeyi aşmak, toplum seviyesinde istenen eğitim standardını yakalamak zorunluluğu vardır. Toplum içinde yaşayan çocuk sadece ailenin tasarrufunda değildir. Çevrenin, komşuların, okulların, okul ve komşu arkadaşlarının da tesiri altındadır. Bu sebeple sadece bir komşunun çocuğunun eğitimine ihtimam göstermesi problemi çözmez. Bilakis tüm komşular aynı inançla çocukların eğitimine ehemmiyet vermek, çocuk eğitiminde birlikte hareket etmek zorundadır. Toplumu; inançta, kıvançta millet haline getiren bu birlikte hareket etme anlayışıdır. Aksine düşündüğümüz zaman toplum kuru kalabalıklardan ibaret kalır. Kavgalar, düşmanlıklar ve her türlü kötülükler toplumu avucu içerisine alır; birbirini tanımayan, hak ve hukukunu dikkate almayan fertler yığını haline gelir.

Bugün toplumumuzda yaşadığımız ahlaki, içtimai, iktisadi kriz ve bunalımları düşündüğümüz zaman insan eğitimindeki ihmal ve yanlışlarımızın önümüze nasıl bir fatura getirdiğini anlamış olmalıyız.

Daha büyük felaketlere duçar olmadan ‘Zararın neresinden dönülse kardır’ mantığı içerisinde analar, babalar, eğitimciler kollarını sıvayarak birbirleri ile yardımlaşarak çalışmaya başlamalıdır.

Şüphesiz genelde terbiye ve eğitim konusunda birtakım temel prensipler söz konusudur. Toplumlarda ahlak ve terbiye eğitim kanallarının tespitinde en belirleyici unsur dindir. Yeryüzünde hangi toplum ele alınırsa alınsın toplum içindeki insanın eğitiminde o toplumda egemen olan inanç sistemi çok büyük rol oynamaktadır.

Toplum olarak en faziletli, en modern ve en mükemmel bir dine sahip olduğumuz için ne kadar şükretsek azdır. Bu nimetin kıymetini bilmek, günlük hayatımızın her aşamasında onun mesajına kulak vermek bize uzun bir zamandır kaybettiğimiz kardeşlik bağlarımızın yeniden tesisine, toplumsal barışın sağlanmasına ve ‘Yeniden Büyük Türkiye’ nin gerçekleşmesine imkan sağlayacaktır.

Toplumumuzun temel dinamiklerinden birisi madem ki İslam’dır, konumuz olan ‘Çocuklarımızın Eğitim ve Terbiyesi’ ile ilgili çalışmalarımızı da onun mesajına göre yönlendirmek zarureti doğar.

1.Nefsi Yönlendirecek Prensipler

İslam’ın, nefsi iyiye, güzele, ulvi değerlere, sevgiye ve saygıya yönlendiren prensiplerini ise şöyle sıralayabiliriz.

Takva

Bu, iman şuurunun ve köklü bir inancın neticesi ve tabii meyvesidir. Allah(c.c)’in, insanları devamlı murakabe ettiğini her an hissetmesi halidir. Bu, insanı her an Yaratıcı’sının önünde yapacağı hataya karşı gelebilecek cezadan korkmaya, iyi işler için gelebilecek mükafatı ümit etme duygusu içerisinde kalmayı sağlar.

Kardeşlik

Bu, müminler arasında öyle bir ruhi rabıtadır ki insan şuuruna derinlemesine şefkat, muhabbet ve saygı kazandırır. En veciz ifadesi ise Hucurat 35.ayette Allah (c.c.) tarafından bildirilmiştir. ”Müminler ancak kardeştirler…”

Merhamet, Şefkat

Merhamet ve şefkat; kalpte bir duyarlılık, şuurda bir keskinliktir. Kalbin inceliği ve yufkalığıdır. Bu duygular diğer insanlara karşı sevgi ve muhabbeti sağlar. Onların elemleri ile elemlenmeyi, üzüntü ve sıkıntılarını paylaşmayı ilham eder. Böylece insanı başkasına eziyet etmekten, suç işlemekten alıkoyar. Hayır yapmayı, emniyet kaynağı olmayı, topluma faydalı olma duygusunu aşılar.

Kardeşini Nefsine Tercih Etme

Bu; takva, kardeşlik, merhamet ve şefkat duyguları ile dolu hale gelmiş kalbin mecburi istikametidir. Böylece fert taşıdığı bu ruhla toplumsal dayanışmanın temel direklerinden biri haline gelir.

Affetmek

Bu, kalbin öyle bir ruh halidir ki haklı olduğu halde hakkından vazgeçmesini, karşısındakini hoşgörü ile karşılamasını sağlar. Ancak bunun sınırı kutsal değerlere ve insanlığa tecavüz niteliği taşıyan zorbalıklarda biter. Böyle durumlarda affetmek, tepkisiz kalmak zillettir ve inandığı değerlere ihanettir.

Cesaret ve Kahramanlık

Bu, bir olan ve mutlak hükümdar olan Allah’a inanan bir mü’minin bu imandan aldığı destek, ebedi hayata olan inanç ve kadere teslimiyetle şekillenen ve güçlenen bir duygudur. Bu duygu insanı toplumu içerden çürütebilecek haksızlıklara ve kötülüklere, toplumu yıkabilecek dış düşmanlara karşı korkusuzca üzerlerine gitmeyi bir görev, bir sorumluluk noktasına ulaştırır.

İslam’ın çocuk eğitim ve terbiyenin koyduğu prensiplerden birisi de ‘Sosyal Edep ve Terbiye’ dir. Bu konudaki eğitim çocuğun tırnakları henüz yumuşakken başlar böylece yaş basamaklarını atlaya atlaya toplum içinde gelişerek, şekillenir.

Sosyal içerikli bu edepler manzumesinin içerisindenBu sadece iikisi ile ilgili birkaç cümle söylemek isterim. Hayatı ihata eden her konuda olduğu gibi İslam, yeme içme adabı için de çok önemli prensipler getirmiştir.

Kur’an-ı Kerim’de ”…Yiyiniz içiniz fakat israf etmeyiniz. Çünkü O, israf edenleri sevmez.”(A’râf.31)

“Ey İnsanlar! Yeryüzündeki helal ve tayyib şeylerden yiyin, şeytana ayak uydurmayın, zira o sizin için apaçık bir düşmandır.”(Bakara.168)

emri ile insanları muhatap etmiştir. “Helal ve tayyib olandan yiyiniz.” Emrini bütün insanlara bildirmiştir. Maalesef yabancı kültür özentisi ve gıda teknolojileri sebebi ile yemek, ekmek artıkları ile çöpleri doldurmada, haram kılınmış gıda ve katkı maddelerinden yapılmış yiyecek ve içecekleri şuursuzca sarfetmede, sol elle yeme içmede toplumumuzda yaygın alışkanlıklar oluşmaya yüz tutmuştur. Bu davranışlarımızla, çocuklarımızı İslam’ın öğretisi ile günlük tatbikatlarımız arasında ikileme düşürmüş olmaktayız. Eğitimde kültür bütünlüğü zedelenmektedir. Çocukların davranışlarında sorumsuzluk ve keyfilik ön plana çıkmaktadır.

İkinci konu ise selamlaşma adabıdır. Maalesef toplumumuzu dikkatle gözlemlediğimizde ‘selamsız bir yığın’ haline doğru gittiğimizi fark edebiliriz. Sokakta, apartmanda, asansörde, alışveriş mekânlarında sanki birbirimize yabancı insanlar gibiyiz. Selamlaşmıyoruz. Birbirimizin yüzüne bakmıyoruz.Halbuki bize birbirimizi sevdiren, bizi birbirimize bağlaması gereken o kadar müştereklerimiz var ki saymakla bitmez.

İşte aynı coğrafyada yaşıyoruz. Aynı tarihi köklere bağlı bir milletin fertleriyiz. Aynı havayı teneffüs ediyoruz. Aynı yerlerden alışverişlerimizi yapıyoruz. Tatbikatında farklılıklarımız olsa da aynı dinin müntesipleriyiz. Aynı camilerde ibadet ve dualarımızı yapıyoruz. Aynı dili konuşuyoruz. Cenazelerimizi yine bizler kaldırıyoruz. Bu pek çok birlikteliklere rağmen selamlaşmıyoruz. Hâlbuki dinimiz selamlaşmayı emretmiş. Selamı aranızda yayın.” demiş. Neden? Selamda insan ilişkilerinde inanılmaz bir iletişim gücü var da ondan. Çünkü bizim selamımızda karşılıklı bir dua vardır.’Allah’ın selamı esenliği üzerinize olsun.’ cevaben sizin de ‘Allah (c.c) ‘ın selamı, esenliği, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.’ diyoruz. Bu ifadeler kalplerin muhabbetini, sevgi ve saygıyı olağanüstü bir şekilde pekiştiren sihirli ifadelerdir.

  1. Murakabe Mekanizmasının Çalıştırılması

Çocuğun davranış ve gidişini olumlu yönde geliştirme ve olgunlaştırmada sosyal denetim mekanizması çok büyük bir önem taşımaktadır.

Toplumda, murakabe mekanizmasını tabii bir olgu haline getiren İslam’ın şu Temel vecibesidir.

“ Siz iyiliği emreden, kötülükten men eden bir toplum olun”. Bu vecibe, toplumun bütün fertlerini akıl baliğ olduğu yaştan mezara kadar vazife başında tutmaktadır. Böyle bir toplumda fertler “adam sendecilik” yapamaz. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyemez.

7’den 70’e bütün fertlerin bu görüş ve anlayışta olduğu bir toplumda çocuğun kötülüğe, yanlışlığa sapma ihtimali en aza indirilmiş olur. Bütün fertlerin, diğer fertlerin güvenliğinden hal ve gidişinden sorumlu olduğu bir toplum kolay kolay dejenere olmaz, kötü yollara sapmaz. Bütün insanlığa örnek ve hayırlı bir toplum halinde hayatını devam ettirir.

Şüphesiz, “İyiliği emretmenin, kötülükten men etmenin” bir takım izlenecek, uyulacak usul ve metotları, gerekli şartları vardır. Bunlara riayet edilmediği takdirde “Kaş yapalım derken gözü kör etmek” ile karşı karşıya kalınır. Terbiyecilerin, eğitimcilerin, bunları önce kendi benliklerine mal edip benimsemeleri, sonra da çocuklara telkin etmeleri gerekir.

Buraya kadar, çocuk eğitimi ve terbiyesi konusunda takip edilecek metot ve prensipleri özetlemeye çalıştık. Bu söylenenlerin uygulamaya dökülebilmesi işi ise ayrı bir bölüm oluşturur. Uygulamanın en kolay ve en pratik yolu, şüphesiz devletin eğitim kurumlarıdır. Ancak, maalesef ülkemizde Devleti ve dolayısıyla Milli Eğitim Kurumunu elinde tutan güçler, millete ve milletin inanç sistemine karşı uzun yıllar patolojik bir laiklik sendromu içerisinde bulunduğu için en kolay ve en pratik yolu seçme imkânı şimdilik çok zor görünmektedir. İş, bu ihtiyacı duyan toplum gruplarının kendi organizasyonlarına düşmektedir.

Yorum gönder