YEMEKTE BESMELE VE BEREKET

Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor:

Peygamber aleyhisselâm ile beraber sofra etrafında hazır olduğumuz vakit.. Allah’ın Resulü başlamadan önce ellerimizi yemeğe uzatmazdık. Bir defa Resulüllah aleyhisselâm ile beraber sofra etrafında toplanmıştık. Bir cariye, biri tarafından itilircesine gelip elini yemeğe uzatınca, Peygamber aleyhisselâm cariyenin elini tutup onu durdurdu. Ondan sonra bir Arâbî de aynı şekilde itilircesine geldi. Allah’ın Resulü bunun da elinden tutup yemeğe başlamasına mani oldu ve şöyle buyurdu:

— Muhakkak ki şeytan, Allah’ın ismi anılmamak, yani besmele çekilmemek suretiyle yemeği kendisine helâl kılmaya gayret eder. Bu sebeple bu cariyeyi getirdi ve besmele çektirmeden yemeğe başlatarak, bunun vasıtasıyla yemeği kendisine helâl kılmak istedi. Bunun için cariyenin elinden tutup yemeğe başlamasını önledim. Sonra, aynı sebeple şu ârâbiyi getirdi. Onun da elinden tutup yemeğe başlamasına mani oldum. Hayatımı kudreti elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, cariyenin eli ile birlikte şeytanın da eli elimde idi.

Hazreti Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor:

Read the rest of this entry »

ALLAH SONSUZ ADALET SAHİBİDİR

Dr. Hüseyin Kâmi BÜYÜKÖZER

Ey Kardeşim! Bunu asla unutmayalım ki;

Allah sonsuz adalet sahibidir. Allah her hükmünü adaletle verir. Bütün insanlar, tarih boyunca Allah katında hak ettiklerinin karşılığını almışlardır ve bundan sonra da eksiksiz olarak alacaklardır. Her insan, Allah katında yaptıklarının tam karşılığını bulur. Allah, adaletinin ahiret gününde nasıl kusursuzca tecelli edeceğini ayetlerinde şöyle bildirmektedir:

Her insan grubunu imamlarıyla çağıracağımız gün, artık kimin kitabı sağ eline verilirse, onlar kitaplarını okuyacaklar ve onlar, bir ‘hurma çekirdeğindeki iplikçik kadar’ bile haksızlığa uğratılmazlar. (İsra Suresi, 71)

De ki: “Rabbimiz (kıyamet günü) bizi birarada toplayacak, sonra da hak ile aramızı ayıracaktır. O, (gerçek hükmünü vererek hak ile batılın arasını) açandır, (herşeyi hakkıyla) bilendir. (Sebe Suresi, 26)

Allah’ın adaletinden emin olmak ise insanın Allah’a sınırsız bir sevgi ve güvenle teslim olmasına vesile olur. Böyle bir insan hangi olayla karşılaşırsa karşılaşsın, Allah’ın adaletinin daima tecelli ettiğinden emin olur, Rabbimiz’in kendisi için yarattığı her olayı sevinçle karşılar.

Şüphesiz ki Allah insanlara hiçbir şekilde zulmetmez, fakat insanlar kendilerine zulmederler.(Yunus Suresi, 44)

BİR KADİR GECESİNİ DAHA İDRAK EDİYORUZ…

Bu gece Kadir Gecesi. Kutsal Kitabımızın yeryüzüne indirildiği gecedir. Bu gecenin önemi hiç şüphesiz,İnsanlık tarihinin en önemli hadisesi olan kutsal Kitabımızın yeryüzü semasına indirildiği gece olmasıdır.

” Biz Onu (Kur’an-ı Kerim’i) Kadir Gecesinde indirdik. Kadir Gecesi’nin ne olduğunu sen bilirmisin? Kadir Gecesi, bin aydan daha hayırlıdır. O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh (Cebrail a.s) her iş için iner dururlar. O gece esenlik, gün ağarıncaya kada sürer.” (Kadir Süresi 1-5 Ayetler)

Kadir gecesinin hangi gece olduğu kesin olarak bilinmemekle birlikte, Ramazan’ın yirmi yedinci gününün gecesinde olma ihtimali yüksektir. Peygamberi miz(sav), Kadir gecesinin hangi gece olduğunu kesin şekilde belirtmemiş, ancak; “Siz Kadir gecesini Ramazan’ın son on günü içerisindeki tek rakamlı gecelerde arayınız” demiştir

“Kadir gecesinde bir defa, Kadir sûresini okumak, (başka zamanda) Kur”ân-ı kerîmi hatmetmekten daha sevâptır. Bu gece koyun sağma müddeti kadar namaz kılmak, ibâdet etmek, bir ay her geceyi ibâdetle geçirmekten daha kıymetlidir.”
Read the rest of this entry »

BEN ŞİMDİDEN BİR HİÇİM…

“Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken sen bir HİÇ ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl çömleği tutan dışındaki biçim değil içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir.” Hz. Mevlana.
Makam, zenginlik ve şöhret geçicidir. Önemli olan bunlara sahipken değerini ve herşeyin fani olduğunu bilmektir.
Bir gün yeni gelen Kaymakam yolda giderken, kendisini hiç umursamayan Nasrettin Hocayla karşılaşmış ve öfkeyle Hocaya sormuş:
-Sen Kimsin?
“Hiç” demiş Hoca, “Hiç kimseyim.” Dudak büküp önemsemediğini görünce, bu defa Hoca sormuş:

Read the rest of this entry »

ÇOCUK EĞİTİMİNDE TOPLUMUN GÖREVLERİ

Çocuklar dünyamızı aydınlatan, yaşama sevincimize vesile olan, gönüllerimizin neşesi, yarınlarımızın umudu ve üzerlerinde mesuliyetlerimiz olan varlıklardır. Dün biz çocuktuk, evvelsi gün babalarımız çocuktu. Bugün ise yarının babaları bizim çocuklarımız. Dün bizim babalarımız bizim için ne yaptılarsa bugün onun karşılığını aldılar. Bugün çocuklarımız için biz ne yaparsak yarın dünya ve ahirette de onun karşılığını alacağız. Bu değişmez nizam, ta Adem (a.s)’dan başlayıp, kıyamete dek devam edecek.

İşte bu noktada düşünmeliyiz. Bize bu kadar sorumluluklar yükleyen çocuklarımız için neler yapalım da bu sorumluluktan kurtulalım ve dünya ahiret saadetimizi kazanalım?

Bu sorumuzun cevaplarının en başında çocuklarımıza vereceğimiz eğitim gelmektedir. Çocuklarımıza acaba nasıl bir eğitim verelim ki vazifemizi yapmış olalım? Çocuklarımızı nasıl eğitelim ki eşkıya yerine evliya ruhlu insanlar olsunlar? Onlara nasıl bir yol gösterelim ki vurguncu, rüşvetçi, hortumcu olmasınlar; ırza ve namusa saygı göstersinler, helali haramı bilsinler. Allah, Peygamber, din konusunda hassas ve duyarlı olsunlar.

Read the rest of this entry »

İHTİYARLIK HASTALIĞI

Mevlana Hazretlerinin büyük eseri Mesnevisinde yer almış ibret verici bi hikaye.

İhtiyar adamın biri, hastalanıp yatağa düşer. Çocukları doktor çağırır. Doktor gelir, hastanın şikayetlerini dinler, tansiyonunu, nabzını ölçer, sırtını dinledikten sonra:

– “Neyiniz var bey amca?” diye sordu. Hasta:

– “Ah! Sorma evladım, başım ve beynim ağrıyor.” Doktor:

– “Merak etme! Bu ağrılar hep ihtiyarlıktan.” Hasta:

– “Fakat gözümde de bulanma ve kararma var.” Doktor

Read the rest of this entry »

“BABALAR GÜNÜN KUTLU OLSUN BABAAA.”

Delikanlı 16 yaşında iken babası ile tartışmış ve evi terk etmişti. Buna çok öfkelenen baba, evde onun adı bile anılmayacak diye yasak koymuştu. Anne her gece evi terk eden oğlunun yatağına oturup yastığını koklayarak uyuyordu.“Oğlumu özledim, ne olur gidip arayalım, bulup getirelim” dese de, baba geri adım atmıyordu.

Aradan iki yıl geçmişti. Bugün de tam oğlunun doğum günü idi. Annenin ağlamaklı halini görünce dayanamadı baba “Şu adrese git, oğlunu gör” dedi. Ve ekledi, “Adresi benim verdiğimi de sakın söyleme” Birkaç şey daha söyledi ama anne duymuyordu bile, aklında bir tek adres kalmıştı. Anne sevinçten uçuyordu.

Read the rest of this entry »

YERDEKİ BESMELE

Bişr-i Hafi evliyanın büyüklerinden bir zâttır. Yalınayak gezdiği için “Hafî” lakabıyla tanınıp, “Bişr-i Hâfî” adıyla meşhur olmuştur. Kabri Bağdat’tadır.

Tanınmış bir aileden olup Merv şehri reislerinden birinin oğludur. Bu sebeple çocukluğu ve gençliğinin bir kısmı bolluk, zenginlik içinde geçti. Gençliğinde kendisini oyun ve eğlenceye verdi. Babası vefat edince kendisine çok büyük bir servet kalmıştı. Günlerini eğlence alemlerinde sarhoş olup meyhane köşelerinde sızarak geçiriyordu. Gençliği günah işleri yapmakla geçmiştir.

Gençliğinde alim ve velî bir kişinin nasihatlerinden etkilenip tövbe ettiyse de kötü arkadaşlarının tesiriyle tekrar eski hayatına döndü. Babasından kalan serveti için kendisinden ayrılmayan arkadaşları onu bir türlü bırakmadılar.

Read the rest of this entry »

ALLAHÜ TEÂLÂYI BİLİR MİSİN?

ABDULLAH bin MÜBAREK HAZRETLERİNİ YAKINDAN TANIYALIM.

Bu zat, Merv şehrinde yaşamış ve Merv şehrinin kadısının hizmetkarlığını yaparken dürüstlüğü,temizliği ve dindarlığı ile kadı efendinin dikkatini çekmesi üzerine biricik kızı ile evledirdiği Mübarek isimli kölenin oğlu olarak dünyaya geldi.

O, medresede müderris, hoca; câmide vâiz, şehirde tüccâr; harbde büyük bir kahramandı. Kılıç ve kalem sâhibi idi. Kalemiyle cihâda dâir eser yazdı, kılıcıyla da dillere destan olan kahramanlıklar gösterdi.

Tebe-i tâbiînin büyüklerinden. İsmi Abdullah ibni Mübârek bin Vâdıh Hanzalî Temîmî; künyesi, Ebû Abdurrahmân’dır. Hadîs, fıkıh âlimi, mücâhid ve zâhid idi. Tâbiînin, Peygamberimiz(asv)i görenlerin sohbetinde yetişti. Din düşmanları ile muhârebelerde bulundu. Dünyâya ve dünyâlığa rağbet etmezdi. Emevî halîfelerinden Hişâm bin Abdülmelik devrinde 736 (H.118) yılında Merv’de doğdu. 797 (H.181) senesi bir gazâ dönüşü, Bağdâd yakınlarındaki Hît adlı yerde vefât etti.

Read the rest of this entry »

MÜSLÜMAN BİLGİNLERİMİZ(5): EBU HAMİT EL-GAZALİ (İS. 1058 – 1111)

Geçmiş tarihlerde yaşamış ve insanlık tarihine fikirleri ile, keşif ve icatları ile hizmetler yapmış Müslüman İlim Adamlarını bugünün müslüman gençlerine geçmişine sahip olsun, ibret alsın ve heveslenerek bu asrın müslüman düşünürleri, fikir adamları, mucitleri ve kâşifleri olsun dua, temenni ve arzusu ile tanıtmaya çalışıyoruz.
Bu yazı serimizde Biyografilerini bulacağınız Müslüman Alimlerimizin beşincisi:
EBU HAMİT EL-GAZALİ (İS. 1058 – 1111)
İslam felsefesinin en büyük adlarından biri kuşkusuz Gazali’dir.Ebu Hamid İbn Muhammed el-Tusi el-Şafi’l el-Gazali, İS. 1058’de Horasan, İran’da doğmuştur. O henüz çok genç iken babası öldü fakat Nişapur ve Bağdat’ta hakim olan müfredat programında eğitim alma şansına sahip oldu. Çok geçmeden din ve felsefede yüksek bir ilim standardı elde etti ve İslam tarihinin altın çağında en ünlü öğrenim kurumlarından biri olan Bağdat Nizamiye Medresesi’ne bir baş müderris olarak tayini ile şereflendirildi.

Read the rest of this entry »